Eshab-ı kiramı anlamak

10 ay önce
148 kez görüntülendi

Eshab-ı kiramı anlamak

Sual: Eshab-ı kiramın üstünlüğünü anlayamayanlar, (Eshab-ı kiramın içinde, işçi, köylü, çiftçi, esnaf, köle, hizmetçi ve çoban olanlar vardı. Bu bakımdan sahabenin hepsinin yüksek derecede olduğunu söylemek akla aykırıdır. Resulullah’ı bir kerecik görmekle yüksek dereceye kavuşulmaz. Mesela, İmam-ı a’zam, İmam-ı Şâfiî ve diğer müctehid imamlar, birçok sahabîden üstündür) diyorlar. İlimde, ictihadda ve fazilette, Eshab-ı kiram, daha sonra gelenlerden üstün değil midir?
CEVAP
Elbette, üstündür. Bu husus âyetle, hadisle ve Ehl-i sünnet âlimlerinin sözbirliğiyle sabittir. Resulullah’ın üstünlüğünü bilemeyen, anlayamayan buna akıl erdiremiyor. (Bir kere görmekle nasıl müctehid olunurmuş) diyor. Bunun için büyük zatlar, (At, nasıl insanı anlayamazsa, insanlar da, Eshab-ı kiramın büyüklüğünü anlayamaz) buyuruyorlar. Eshab-ı kiram, her evliyadan daha üstün ve istisnasız hepsi müctehid idi. Bu hususta din kitaplarından bazılarına bakalım:
İmam-ı a’zam hazretleri Eshab-ı kiramın kendisinden her bakımdan üstün olduğunu bildiriyor, müctehid talebelerine, (Eshab-ı kiramdan birinin sözü, benim ictihadıma uymazsa benimkini bırakın, sahabînin sözüyle amel edin!) buyuruyor. (Ravdat-ül-ulema)

İmam-ı Şâfiî, Risale-i kadime’de, (Eshab-ı kiramın tamamı ilim, ictihad ve akılca hepimizden üstündür) buyurdu. (Mizan-ül kübra)

İbni Hacer-i Mekkî hazretleri buyurdu ki: Eshab-ı kiramın kavuştukları yüksek şereflere başka hiç kimse kavuşamaz. Bunların üstünlüklerine, geniş ilimlerine, Resulullah’tan aldıkları hakikat mirasına, sonra gelenlerden hiçbiri kavuşamadı. Hepsi âdil, salih, veli, âlim ve müctehiddi. Kur’an-ı kerimde, (Allah onların hepsinden razıdır) buyuruldu. Onlardan birini kusurlu bilmek, bu âyet-i kerimeye inanmamak olur. Eshab-ı kiramın hepsini evliya ve müctehid bilmek her Müslümana vacibdir. (Savaık-ul muhrika) [Vacib, burada farz demektir.]

İmam-ı Busayrî hazretleri buyuruyor ki: Eshab-ı kiramın hepsi de ictihad sahibiydi. Allahü teâlâ, hepsinden razıydı, onlar da Allah’tan razıydı. Onlara hata isnat edilmez. (Kaside-i hemziye)

Sehl bin Abdullah Tüstürî hazretleri buyuruyor ki: Sahabenin hepsini büyük bilmeyen, Resulullah’a iman etmiş olmaz. (Redd-i revafıd)

İmam-ı Şa’rânî hazretleri buyuruyor ki: Eshab-ı kiramın her biri, müctehid ve mezhep imamıydı. (Mizan-ül kübra)

İmam-ı Gazâlî hazretleri, her biri müctehid olduğu için, (Eshab-ı kiramın her sözü senettir) buyurmuştur. (Ravdat-ül-ulema)

Sahabenin hepsi müctehiddir. (M. Çihar Yâr-i Güzîn)

Şu hadis-i şerifler de, Eshab-ı kiramın, evliya ve müctehid olduğuna birer delildir:
(Rabbim bana vahyetti ki: “Eshabın gökteki yıldızlar gibidir. Bazısı bazısından daha parlaktır. Onlardan herhangi birine uyan hidayet üzeredir.”) [Deylemî]

(Eshabım, cin ve insanların hepsinden daha üstündür.) [Bezzar]

(Eshabımdan herhangi birine uyan, Allahü teâlânın sevgisine kavuşur.) [Beyhekî]

(Ümmetimin en hayırlısı, asrımdaki Müslümanlar [Eshab-ı kiram] dır.) [Buhârî]

(Eshabım gökteki yıldızlar gibidir. Herhangi birine uyan hidayete erer.) [Taberanî, Beyhekî, İbni Asakir, Hatîb, Deylemî, Darimî, İ. Münavî, İbni Adiy]

(Allahü teâlâya yemin ederim ki, bir kimse, Uhud Dağı kadar altın sadaka verse, Eshabımdan birinin bir avuç arpası kadar sevab alamaz.) [Ebu Davud]

İslam bilgilerinin deryası ve tasavvuf marifetlerinin mütehassısı Seyyid Abdülhakîm Efendi hazretleri, (Kur’an-ı kerimden ve hadis kitaplarından sonra, İslam kitaplarının en üstünü İmam-ı Rabbânî’nin Mektubat kitabıdır. İslam âleminde, İmam-ı Rabbânî’nin Mektubat’ı kadar kıymetli bir kitap daha yazılmamıştır) buyururdu. (S. Ebediyye)

İşte bu kıymetli kitabı yazan Resulullah’ın gerçek vârislerinden biri olan İmam-ı Rabbânî, müceddid-i elf-i sâni, Ahmed-i Fârûkî hazretleri, çeşitli mektuplarında buyuruyor ki:
Eshab-ı kiram, Resulullah efendimizin sohbetinde daha birinci günde öyle şeylere kavuştu ki, sonra gelen en büyük Evliya, en sonunda ancak bundan bir parçaya kavuşabilmiştir. İşte bunun içindir ki, Hazret-i Vahşi Müslüman olunca, bir kerecik Seyyid-il-evvelîn vel-âhirînin sohbetiyle şereflendiği için, Tâbiînin en üstünü olan Veysel Karanî’den daha yukarı oldu. Hayr-ül-beşerin sohbetinin başlangıcında Hazret-i Vahşi’ye nasip olanlara, Veysel Karanî o kadar yüksek olduğu hâlde, en sonda bile kavuşamadı. Demek ki, zamanların, asırların en iyisi Eshab-ı kiramın asrıdır. Sonra gelenler çok geride kaldı. Dereceleri de hep sona kaldı. Bir zat Abdullah ibni Mübarek’e, (Muaviye mi daha fazilet sahibi yoksa Ömer bin Abdülaziz mi?) diye sordu. O zata buyurdu ki: Resulullah’ın yanında giderken, Hazret-i Muaviye’nin bindiği atın burnuna giren toz, Ömer bin Abdülaziz’den birkaç kere daha hayırlıdır. (1/66)

Eshab-ı kiramın hepsi fenâ-fillah [Evliya] makamına yükselmiştir. (2/6)

Ehl-i beytin ve Eshab-ı kiramın hepsini sevmek, saymak lazımdır. Çünkü insanların en iyisinin sohbetiyle şereflenmek fazileti hepsinde vardır. Sohbetin fazileti ise bütün faziletlerin üstündedir. Hiçbir üstünlük, sohbetin üstünlüğü kadar olamaz. Çünkü sohbete kavuşan Eshab-ı kiramın imanları, sohbetin ve vahyin bereketi sayesinde, görmüş gibi kuvvetli iman oldu. Sonra gelenlerden hiçbir kimsenin imanı bu kadar yüksek olmadı. (1/59)

Hiçbir şey sohbet [görmek, beraber bulunmak] gibi faydalı değildir. Eshab-ı kiram, Resulullah’ın sohbetiyle peygamberlerden başka herkesten daha üstün oldular. Bunun için Hazret-i Muaviye’nin yanılması, Resulullah’ın sohbeti bereketiyle Veysel Karanî ve Ömer bin Abdülaziz gibi büyük zatların doğru işlerinden daha hayırlı oldu. (m. 120)

Tâbiînin en üstünü olan [Evliya ve âlim zatlar, Sahabenin en alt derecesindeki birinin] Resulullah’ın bir kerecik sohbetinde bulunmakla yükseldiği mertebeye yetişemedi. Çünkü sohbetin fazileti, bütün faziletlerin ve kemâllerin üstündedir. Onların imanları, görerek kuvvetlendi. Bu nimet başkalarına nasip olmadı. (m. 210)

Sahabeden olmayan en büyük evliya bir zatın dağ kadar altın sadaka vermesi, Eshab-ı kiramın bir avuç arpa sadakalarının sevabı gibi olamadı. Hiçbir şeref sohbet şerefi gibi olamaz! (1/222)

Muhammed Masum hazretleri buyurdu ki: Tasavvuf büyüklerinde nefs de imana geldiği için, iman yok olmaktan korunmuştur. (Ya Rabbî, senden sonu küfür olmayan iman istiyorum) hadisi ve Nisa sûresinin, (Ey iman edenler, iman edin) mealindeki 136. âyeti, hakiki imanı göstermektedir. Bu âyet, (Hakiki imana kavuşun) demektir. (2/61)

Senaullah-i Dehlevî hazretleri buyurdu ki: Tasavvufta fenâ makamına kavuşan, muhakkak imanla ölür. Bekara sûresinin, (Allah, imanınızı zayi etmez) mealindeki 143. âyet-i kerimesi ve (Allahü teâlâ [fenâ makamına kavuşan] kulların imanlarını geri almaz) hadis-i şerifi, hakiki imanın geri alınmayacağını göstermektedir. (İrşad-üt-talibin)

Mevahib-i ledünniyye kitabında deniliyor ki: Peygamberlerden ve meleklerin üstünlerinden sonra bütün yaratılmışların en üstünü Eshab-ı kiramdır. Eshab-ı kiramın her biri, bu ümmetin hepsinden daha üstündür. Çünkü Resulullah’ı görmek gibi üstünlük olamaz.

Fazilette hiç kimse, Eshaba ulaşamaz,
O makama ilimle, irfanla kavuşamaz.

Peygamberimizi görenleri sevmek
Sual: Eshab kime denir ve bunların hepsini, bir Müslümanın sevmesi şart mıdır?

Cevap: Peygamber efendimizi görmekle, sözlerini işitmekle şereflenen Müslümanlara, Eshâb-ı kirâm denir. Peygamberlerden sonra, bütün insanların en hayırlısı ve üstünü hazret-i Ebû Bekir, bundan sonra insanların en üstünü hazret-i Ömer, sonra en üstünü hazret-i Osman, bundan sonra insanların en hayırlısı, hazret-i Ali’dir. Hadis-i şeriflerde, hazret-i Fatıma’nın, hazret-i Hatice’nin, hazret-i Aişe’nin, hazret-i Meryem’in ve hazret-i Asiye’nin dünya hanımlarının en üstünleri olduğu bildirilmiştir. Bir hadis-i şerifte; (Fatıma, Cennet hatunlarının üstünüdür. Hasan ve Hüseyin de, Cennet gençlerinin yüksekleridir) buyuruldu.

Bunlardan sonra Eshab-ı kiramın en üstünleri Aşere-i mübeşşeredir ki, Cennetle müjdelenmiş on kişidir. Bunlar; hazret-i Ebu Bekir, Ömer-ül-Faruk, Osman bin Affan, Ali bin Ebu Talib, Ebu Ubeyde bin Cerrah, Talha, Zübeyr bin Avvam, Sa’d bin Ebi Vakkas, Sa’îd bin Zeyd, Abdürrahmân bin Avf hazretleridir. Bunlardan sonra Bedir’de, sonra Uhud’da, sonra da Bî’at-ür-rıdvân’da bulunanlardır.

Resulullah efendimizin yolunda canlarını, mallarını feda eden, Ona yardım eden, Eshâb-ı kirâmın hepsinin isimlerini saygı ve sevgi ile söylememiz bize vaciptir. Onların büyüklüğüne yakışmayan sözler söylememiz, caiz değildir. İsimlerini saygısızca söylemek dalâlettir, sapıklıktır.

Resulullah efendimizi sevenin, Onun Eshabını da sevmesi lazımdır. Çünkü hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Eshabımı seven, beni sevdiği için sever. Onları sevmeyen kimse beni sevmemiş olur. Onları inciten beni incitir. Beni inciten de, Allahü teâlâyı incitmiş olur. Allahü teâlâyı inciten kimse, elbette azap görecektir.)

(Allahü teâlâ, benim ümmetimden bir kuluna iyilik yapmak isterse, onun kalbine Eshabımın sevgisini yerleştirir. Onların hepsini canı gibi sever.)

Peygamber efendimiz vefat etdiği gün, Medine şehrinde 33 bin Sahâbî vardı. Sahâbîlerin hepsi, yüzyirmidört binden fazla idi.

Sual: İlk Müslümanların yani Eshab-ı kiramın verdiği sadakanın sevabı ile şimdiki bir Müslümanın verdiği sadakanın sevabı aynı olur mu?
Cevap: Ebû Sâid-il Hudrî hazretlerinin rivayet ettiği hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Eshabımı kötülemeyiniz! Ruhum onun yedinde olan Allahü teâlâ hakkı için, eğer sizin biriniz Uhud Dağı kadar altın sadaka fakirlere verseniz, onlardan birisinin bir müd miktarı sadakasının yerini tutmaz ve yarım müdünün sevabına erişmez.) [Bir müd, 875 gramdır.]

Bu Konuyu Sosyal Medyada Paylaş

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz

Yukar k